gelincik tarlası

Monday, May 23, 2005

Cennetin Krallığı - Bir Haçlı savaşı filmi

Bazı arkadaşları değiştirmenin zamanı çoktan gelmiş geçmiş netekim.


Hiç gitmek istemediğim kadar varmış diyorum ben. Mesaj kaygılı bir başka film. Din, hoşgörü falan filan. Müslümanlar, Hristiyanlar... Aslolan 'insan'. Yani çok da gerçek olmayan birşeyler. O yüzden mesela şöyle bir paslaşma sürdürülüyor: Müslümanların "Selamın Aleyküm"üne karşılık Hristiyanların "Peace Be With You"su. O kadar kardeş ve aynılar ki, Hristiyan abimiz Arap komutana "selamın aleyküm" deyince o da ona "peace be with you" diyor (zaten de herkes ingilizce biliyor).

Bazı şeyler çok ucuz geldi bana. Ayrıca bazı sahneler çok komik. Mesela, deli bir gemi kazası oluyor ve bir tek kişi hayatta kalıyor. Kim? Cüneyt Arkın değil herhalde.

Çarpışma sahnelerinde koptum. Yani yakalayamadım neler olduğunu. Nerdee Polanski'nin Macbeth'i?

Bu filme gitme sebebim arkadaşların yoğun beğenisi ve ısrarıdır. Zannımca sebep yine the hero. Her zamanki gibi ateşli ve cengaver bakışlı bir esmer delikanlı seçilmiş ki ölen karısının acısıyla deli işler başararak romantik kralitesini ispatlayıp hedeflenen genç kız kitlesini çoktan sürüklemiş. Eminim, "çok güzeeel" diye öve öve bitiremeyen arkadaşların bunu yapmasının ardında saklanan anlaşılması zor sebep de o içimi sıkan bakışlardı. Söyleyenlerden biri de erkek olsaydı, sebebinin hanımkızımız olduğunu da iddia edebilirdim.
Ama film çok klasik yaa.
Bizim Kurtuluş savaşı filmlerine benziyor diyeceğim ama onlar bile bana daha güzel geliyor. Hiç olmazsa imkansızlık filan unsurları var.

Bu arada dilci arkadaşlara hoş bir çeviri örneği:
Original: "Queens don't walk. Yet you are walking"
Türkçe altyazı: "Kraliçeler yürümez. Sen hala yürüyorsun".

Saygılar.

Wednesday, May 18, 2005

Gelincik Tarlaları

Kıpkırmızı bir mutluluktur gelincik tarlaları. Göz alabildiğine coşku. Sahip oldukları kan renginden midir bilinmez, insanın hepsini toplayası gelir, toplayıp öldüresi.

Vazoya kadar bile sürmez ömürleri. Hayvani sahip olma duygumuzdan nasibini alan her özgür güzellik gibi, hapsedilecekleri 'yuva'ya giderken, yolda son bulur cazibeleri.

Alev alevdir gelincik tarlaları. Kıpır kıpır heyecan. Kafasını koparıp sapına takarak 'gelin' yapmayı öğretene kadar anneler çocuklarına. Kendi bahtsızlıklarının intikamını doğadan almak istercesine yeni nesillere taşır eski gelinler vahşetlerini.

Çiçek toplamak için yolda durmuş 'mutlu' ailelerden kurtulabilmiş gelincikler bekler sıralarını. Yaşarlar kendi doğalarını.

Yüreğinde yazı yazma sevdası barındıran bir insan yazmıyorsa, anneler ve çocuklar tarafından toplanmış gelinciklere benzer. Güzel oldukları için birileri sahip olmak ister. Olmadık bir yerlerine kafa monte edilerek gelin yapılırlar. Bunlar, insanlığın kendi 'mutluluk' kavramlarını her bir bireye benimsetme çabalarının getirdiği sanatçı ölümüdür.

Doğasında özgür ufuk barındıran gelincikler, tıkıldıkları vazolarda önce solarlar, sonra cansız hayatın bir parçası olurlar.